Sunday, April 17, 2016

Aşk mı Para mı?


Parayla saadet olur mu hiç? Olur tabi efendim. Tatile gidersiniz mutlu olursunuz, alışveriş yaparsınız mutlu olursunuz, hediye alırsınız mutlu olursunuz. Zaten hayat bir zincir olsa biz her halkayı daha çok kazandığımız bir hayatımız olsun diye atmıyor muyduk? Düşünürseniz aşkımızı bile çoğu zaman parayla kazanmıyor muyuz? Aman gönlü hoş olsun, güzel yerlere gidilsin, hediyeler, kutlamalar, şımartmalar, küçük minik sürprizler derken bir anda para imha makinesine döndü sevdiceğiniz. Peki tüm bunları yaparken sevdiğiniz biri yoksa yanınızda gerçekten de keyfi çıkar mı? Sizi koşulsuz seven, gözünden sakınan , gözü görmediğinde günü geçmeyen biri. Her sabah gelen günaydın mesajları, her gece yatmadan iyi geceler diyen biri... Sanıyor musunuz paranız olmasa o mesajlar gelip gidebilecek? Bir kere kontör yok! Kalpsiz olduğumu düşünebilirsiniz ama değilim, gerçekten. Sadece olaylara birazcık mantıksal yönden bakıyorum. Mantık her zaman acımasızdır ama asla yalan söylemez. Aşkın yerini hiç bir şey tutmaz derler peki ya paranın? Aç kalsanız sevgilinizi kuru fasulyenin suyuna daldırıp yiyebilir misiniz? Ancak tok karnına paralarınıza sarılıp uyumanın verdiği huzur sevgilinizle olan uykunuza kıyaslanabilir mi? Kısacası aşksız hayat, parasız da aşk olmuyor gibi. Peki birini seçmeniz gerekseydi siz hangisini seçerdiniz?

Tuesday, April 12, 2016

Yoksa siz de affettirilemeyenleri affedenlerden misiniz?

Affetmek.. Aptallık mıdır yoksa yüce gönüllülük mü? Kimleri, neleri affedebilir insan? Gözünüzün içine baka baka yalan söylemiş sizi üzmüş hayal kırıklığına uğratmış insanları bir kelimeyle tekrar temize çekebilir misiniz? Yalanın büyüğü küçüğü olur mu? Affetmenin sınırı var mıdır sahiden?
Aldatan tekrar aldatır derler ya hep affeden neden tekrar affetmesin o zaman?
Laf aramızda, üniversiteye gelene kadar affedilmesi gereken olaylara şahit olmamıştım hiç. Burada yaşımızın gereği mi yoksa farklı yaşam tarzlarından mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama ilişkiler içinde mümkün olduğunca karmaşaya seyirci oldum; hatta bir kısmının da içinde bulundum. Üzerinden kaç yıl geçmiş olsa da bulunduğum durumlara ve karşısında vermiş olduğum tepkilere de hala anlam veremiyorum açıkçası. Normalde iyi analiz yaptığıma inanır her duruma bir çözüm üretirdim ve çoğu zaman da keskin,net ve göreceli olarak acımasız kararlar alırdım çünkü mantıklı olan neyse yapılması gereken de oydu. Zaman herkes gibi beni de değiştirdi. Bu değişim gerçekten yaş mı bulunduğum ortam mı yoksa olayın diğer tarafları mı inanın bunu da bilmiyorum. Belki de karşımdaki insandan çok ona ve o ilişkiye verdiğim emeğe kıyamadığım  içindi kim bilir...
Hata yapmak insanların en doğal davranış biçimidir nitekim affetmelerimizin büyük bir dilimi de ayrı birer hata olarak değerlendirilmelidir. Çoğu zaman karşımızdaki insanın bunu tekrarlayacağını bildiğimiz halde sırf ona inanmak istediğimiz için affetmiyor muyuz? Tekrarladığında hayal kırıklığına da uğramıyoruz üstelik.Öyleyse neden? Kendimizi bu kadar basit olduğuna inandırdığımız durumlarda nasıl bu kadar ikilem yaşıyoruz? Şimdi bir düşünün siz olsanız ne yapardınız?

Thursday, April 7, 2016

Ayakkabı bir Tutkudur Peki ya Arkadaşlık?


Arkadaşlık tüm insanları ortak paydada toplayan bir konudur. Kimi zaman iyi kimi zaman kötü payında ne olursa olsun payda sabittir.Herkes bu konuda  saatlerce yorum yapabilcek kadar tecrübeye sahiptir mutlaka . Paylaşımlar,fedakarlıklar,beklentiler,hayal kırıklıkları ya da dost kazıkları kimin payına ne düşerse artık. Peki tüm bunlar üzerinde konuşurken kendi arkadaşlığımızı da tartıyor muyuz acaba? Yeni kurulmuş ve henüz o kadar da derinleşmemiş ilişkilerden bahsedersek ; genelde kendimiz mükemmelmişiz de karşı taraf suçluymuş gibi hissederiz hep. Eğer olaylar beklediğimiz gibi ilerlememişse; ya karşı taraf beklentimizi boşa çıkartmıştır ya da bir yanlışı olmuştur bize  çünkü biz hala mükemmel olan tarafız. Peki arkadaşlıklar nerede sarsılır? Arkadaşlarımız için ne kadar ileri gidebilir, nelerden vazgeçebiliriz? Buna karşın onlardan beklentilerimiz de bu sorunun cevabıyla doğru orantılı mı acaba? Hiç sanmıyorum. İşin içine kişisel çıkarlarımız girdiğinde terazinin kefeleri oynamaya başlıyor doğal olarak. Buna en iyi örnek tutkularımız yüzünden kaldığımız ikilemlerdir.Her insanın tutkusu olduğu bir nesne mutlaka vardır; kimi için arabalar kimi için atlar kimi için ise çantalar. Bu kez ayakkabıları ele alalım. Onlar hemen hemen her insan için çocukluktan beri içimize işlemiş  eski bayramlıklardan tutun şimdinin renkli topuklularına kadar hep yanımızda olan en yıldız parçadır. Şimdi bir arkadaşınızla, alışverişe çıktığınızı düşünün. İndirim reyonlarından size göz kırpan gıcır gıcır ayakkabılar... Bir anda arkadaşınızla aynı ayakkabıyı farkettiniz ve görmenizle onun denemesi bir oldu. Ne yazık ki her ayakkabıdan yalnızca bir  çift var. Dönüp size fikrinizi sorduğunuzda ne derdiniz? Unutmayın verdiğiniz cevap ayakkabıyla olan kaderinizi bağlıyor. Ya güzel olmuş diyerek o aşık olduğunuz güzelim ayakkabılara elveda dersiniz sonuçta siz mükemmel arkadaşsınız; ya da arkadaşınıza ufak bir kusur bulup ertesi gün gizlice onu alırsınız,yeni tanıştığınız bir arkadaşınız için kendi tutkunuzdan vazgeçecek değilsiniz ya! Seçim sizin.