Arkadaşlık tüm insanları ortak paydada toplayan bir konudur.
Kimi zaman iyi kimi zaman kötü payında ne olursa olsun payda sabittir.Herkes bu
konuda saatlerce yorum yapabilcek kadar
tecrübeye sahiptir mutlaka . Paylaşımlar,fedakarlıklar,beklentiler,hayal
kırıklıkları ya da dost kazıkları kimin payına ne düşerse artık. Peki tüm
bunlar üzerinde konuşurken kendi arkadaşlığımızı da tartıyor muyuz acaba? Yeni
kurulmuş ve henüz o kadar da derinleşmemiş ilişkilerden bahsedersek ; genelde
kendimiz mükemmelmişiz de karşı taraf suçluymuş gibi hissederiz hep. Eğer
olaylar beklediğimiz gibi ilerlememişse; ya karşı taraf beklentimizi boşa
çıkartmıştır ya da bir yanlışı olmuştur bize çünkü biz hala mükemmel olan tarafız. Peki
arkadaşlıklar nerede sarsılır? Arkadaşlarımız için ne kadar ileri gidebilir,
nelerden vazgeçebiliriz? Buna karşın onlardan beklentilerimiz de bu sorunun
cevabıyla doğru orantılı mı acaba? Hiç sanmıyorum. İşin içine kişisel
çıkarlarımız girdiğinde terazinin kefeleri oynamaya başlıyor doğal olarak. Buna
en iyi örnek tutkularımız yüzünden kaldığımız ikilemlerdir.Her insanın tutkusu
olduğu bir nesne mutlaka vardır; kimi için arabalar kimi için atlar kimi için
ise çantalar. Bu kez ayakkabıları ele alalım. Onlar hemen hemen her insan için çocukluktan
beri içimize işlemiş eski
bayramlıklardan tutun şimdinin renkli topuklularına kadar hep yanımızda olan en
yıldız parçadır. Şimdi bir arkadaşınızla, alışverişe çıktığınızı düşünün. İndirim
reyonlarından size göz kırpan gıcır gıcır ayakkabılar... Bir anda arkadaşınızla
aynı ayakkabıyı farkettiniz ve görmenizle onun denemesi bir oldu. Ne yazık ki
her ayakkabıdan yalnızca bir çift var. Dönüp
size fikrinizi sorduğunuzda ne derdiniz? Unutmayın verdiğiniz cevap ayakkabıyla
olan kaderinizi bağlıyor. Ya güzel olmuş diyerek o aşık olduğunuz güzelim ayakkabılara
elveda dersiniz sonuçta siz mükemmel arkadaşsınız; ya da arkadaşınıza ufak bir kusur
bulup ertesi gün gizlice onu alırsınız,yeni tanıştığınız bir arkadaşınız için
kendi tutkunuzdan vazgeçecek değilsiniz ya! Seçim sizin.
No comments:
Post a Comment