Sevgililik bazen iki insanı kendinden alıp götüren,
çevresine, ailesine, arkadaşlarına hatta kendine karşı bile yabancılaştıran
değişik bir ilişki tanıma girebiliyor. İnsanlar nedeni bilinmediğini düşündüğüm
bir sebepten mantıklarını kaybetmişçesine her şeylerini sevgililerine adıyor ve
dış dünyaya kendini kapatabiliyorlar. Böyle durumlarda çevrelerindeki normal
insanların da dengelerini ve değerlerini alt üst edebiliyorlar haliyle. Daha
iyi oturması için hadi biraz canlandıralım. Tüm vaktinizi açık hava bir
alışveriş merkezinde geçirdiğiniz güzel güneşli bir günde, tatlı ufak bir
telaşın içindesiniz, tam o sırada gözünüze çok da yakın mesafede olmayan birisi
çarptı. Yakın bir arkadaşınızın sevgilisi, ancak o da ne! Yanındaki fazla
samimi olan kişi sizin arkadaşınız değil de bir başkası. Olduğunuz yerde
kalakaldınız, şaşkınlığınızı gizleyemiyorsunuz ancak onlar sizi farketmiyorlar
bile. Tam o anda ne yapabilecekleriniz aklınızdan hızlıca film şeridi gibi
geçiyor. Arkadaşınızı arayıp hemen oraya çağırsanız belki de sizin yanlış
anlamanız yüzünden bir ilişki sonlanacak, ancak hiç de yanılıyormuşsunuz gibi
durmuyor. Saklamayı, hiç karışmamayı düşündünüz, kendinizi arkadaşınızın yerine
koydunuz... Ne yapsanız bir türlü doğru karar veremiyorsunuz. Aynısı sizin
başınıza gelse mutlaka bilmek isterdiniz ancak arkadaşınız ne tepki verir ondan
da çok emin değilsiniz. Sizin söylediklerinize inanmayıp üstüne bir de haksız
duruma düşmek de var. Malum ruh hali:sevgililik. Siz olsanız tüm riskleri göze
alıp söyler miydiniz yoksa riske atmayıp gözlerinizi kapatıp hayatı akışına mı
bırakırsınız?
senolsanneyapardin
senolsanneyapardin isimli bu blog Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampusu TUR 102 Türkçe II dersinin projesi olarak Piglet tarafından hazırlanmıştır
Thursday, May 19, 2016
Monday, May 2, 2016
ODTÜ de Şenlikler - tür:korku,dram,gerilim imdb:7,3
Beni hep bu güzel havalar mahvetti diyenlerden
misiniz yoksa gençliğim ders çalışırken geçip gitti diyenlerden mi? Bazı
şeylerin dengesini kurmak zordur. Birini yakalayayım derken diğeri saniyeler
içinde elimizden kayıp gidebilir . Hayat kendi akışında bile zor değilmiş
gibi bir de engeller çıkıveriyor karşınıza, sonra çıkış yolunu ara ki bulasın.
Böyle durumlarda doğru olan mantıklı olan elbette kişiden kişiye değişir.
İçimde dert olarak kalan bu konuyu bir örnekle daha da açmak istiyorum
sizlere. Dağın başında diye tabir edilebilecek hem ulaşım hem de sosyal alandan
yetersizlikler içinde akademik yönden de olabildiğince zor bir üniversite
düşünün. Her üniversite gibi bizimkinde de geleneksel bahar şenlikleri
kutlanıyor, ancak maddi imkansızlıklar gibi küçük bir fark yüzünden kendi
imkanlarımızla yetinmek zorunda kalıyoruz. Neyse ki her ortamda eğlenmeyi
başarabilen insanlarız. Şimdi her şey olabilir insanlık hali denilebilecek
kadar normalleştirilebilir peki tam da bu kısıtlı imkanlarda yaşamaya çalışan
yirmilerinin başındaki gençlere aynı kampusta yaşayan hocalarımızın gözleri
körmüş gibi baba sınavları dayatmalarına kaç puan? Her ODTÜ lü gündüz çalışır
gece eğlenir gibi bir genelleme vardır bunu kabul ediyoruz ancak bu normal
hafta sonları için geçerli. Zaten eğlenceye aç insanlara sabahlara kadar
eğlenme fırsatı çıkmışken neden? Hadi çok çalışkanız çalışmaya ihtiyacımız yok
diyelim, peki bu ODTÜ lü yavrumuz sabah 6da eve dönüp 9daki sınava nasıl
yetişsin, nasıl başarılı olsun? Zaten çalıştığımız her sınavdan geçmek gibi bir
garantimiz de yok. Öyleyse siz olsanız hocalara saygılarınızı iletip seneye
yine bekleriz mi dersiniz yoksa en güzel yirmililerinizden bir yıla daha
şenliksiz bir çentik atmayı mı tercih ederdiniz? Seçim sizin :)
Sunday, April 17, 2016
Aşk mı Para mı?
Parayla saadet olur mu hiç? Olur tabi efendim. Tatile gidersiniz mutlu olursunuz, alışveriş yaparsınız mutlu olursunuz, hediye alırsınız mutlu olursunuz. Zaten hayat bir zincir olsa biz her halkayı daha çok kazandığımız bir hayatımız olsun diye atmıyor muyduk? Düşünürseniz aşkımızı bile çoğu zaman parayla kazanmıyor muyuz? Aman gönlü hoş olsun, güzel yerlere gidilsin, hediyeler, kutlamalar, şımartmalar, küçük minik sürprizler derken bir anda para imha makinesine döndü sevdiceğiniz. Peki tüm bunları yaparken sevdiğiniz biri yoksa yanınızda gerçekten de keyfi çıkar mı? Sizi koşulsuz seven, gözünden sakınan , gözü görmediğinde günü geçmeyen biri. Her sabah gelen günaydın mesajları, her gece yatmadan iyi geceler diyen biri... Sanıyor musunuz paranız olmasa o mesajlar gelip gidebilecek? Bir kere kontör yok! Kalpsiz olduğumu düşünebilirsiniz ama değilim, gerçekten. Sadece olaylara birazcık mantıksal yönden bakıyorum. Mantık her zaman acımasızdır ama asla yalan söylemez. Aşkın yerini hiç bir şey tutmaz derler peki ya paranın? Aç kalsanız sevgilinizi kuru fasulyenin suyuna daldırıp yiyebilir misiniz? Ancak tok karnına paralarınıza sarılıp uyumanın verdiği huzur sevgilinizle olan uykunuza kıyaslanabilir mi? Kısacası aşksız hayat, parasız da aşk olmuyor gibi. Peki birini seçmeniz gerekseydi siz hangisini seçerdiniz?
Tuesday, April 12, 2016
Yoksa siz de affettirilemeyenleri affedenlerden misiniz?
Affetmek.. Aptallık mıdır yoksa yüce gönüllülük mü? Kimleri, neleri affedebilir insan? Gözünüzün içine baka baka yalan söylemiş sizi üzmüş hayal kırıklığına uğratmış insanları bir kelimeyle tekrar temize çekebilir misiniz? Yalanın büyüğü küçüğü olur mu? Affetmenin sınırı var mıdır sahiden?
Aldatan tekrar aldatır derler ya hep affeden neden tekrar affetmesin o zaman?
Laf aramızda, üniversiteye gelene kadar affedilmesi gereken olaylara şahit olmamıştım hiç. Burada yaşımızın gereği mi yoksa farklı yaşam tarzlarından mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama ilişkiler içinde mümkün olduğunca karmaşaya seyirci oldum; hatta bir kısmının da içinde bulundum. Üzerinden kaç yıl geçmiş olsa da bulunduğum durumlara ve karşısında vermiş olduğum tepkilere de hala anlam veremiyorum açıkçası. Normalde iyi analiz yaptığıma inanır her duruma bir çözüm üretirdim ve çoğu zaman da keskin,net ve göreceli olarak acımasız kararlar alırdım çünkü mantıklı olan neyse yapılması gereken de oydu. Zaman herkes gibi beni de değiştirdi. Bu değişim gerçekten yaş mı bulunduğum ortam mı yoksa olayın diğer tarafları mı inanın bunu da bilmiyorum. Belki de karşımdaki insandan çok ona ve o ilişkiye verdiğim emeğe kıyamadığım içindi kim bilir...
Hata yapmak insanların en doğal davranış biçimidir nitekim affetmelerimizin büyük bir dilimi de ayrı birer hata olarak değerlendirilmelidir. Çoğu zaman karşımızdaki insanın bunu tekrarlayacağını bildiğimiz halde sırf ona inanmak istediğimiz için affetmiyor muyuz? Tekrarladığında hayal kırıklığına da uğramıyoruz üstelik.Öyleyse neden? Kendimizi bu kadar basit olduğuna inandırdığımız durumlarda nasıl bu kadar ikilem yaşıyoruz? Şimdi bir düşünün siz olsanız ne yapardınız?
Thursday, April 7, 2016
Ayakkabı bir Tutkudur Peki ya Arkadaşlık?
Arkadaşlık tüm insanları ortak paydada toplayan bir konudur.
Kimi zaman iyi kimi zaman kötü payında ne olursa olsun payda sabittir.Herkes bu
konuda saatlerce yorum yapabilcek kadar
tecrübeye sahiptir mutlaka . Paylaşımlar,fedakarlıklar,beklentiler,hayal
kırıklıkları ya da dost kazıkları kimin payına ne düşerse artık. Peki tüm
bunlar üzerinde konuşurken kendi arkadaşlığımızı da tartıyor muyuz acaba? Yeni
kurulmuş ve henüz o kadar da derinleşmemiş ilişkilerden bahsedersek ; genelde
kendimiz mükemmelmişiz de karşı taraf suçluymuş gibi hissederiz hep. Eğer
olaylar beklediğimiz gibi ilerlememişse; ya karşı taraf beklentimizi boşa
çıkartmıştır ya da bir yanlışı olmuştur bize çünkü biz hala mükemmel olan tarafız. Peki
arkadaşlıklar nerede sarsılır? Arkadaşlarımız için ne kadar ileri gidebilir,
nelerden vazgeçebiliriz? Buna karşın onlardan beklentilerimiz de bu sorunun
cevabıyla doğru orantılı mı acaba? Hiç sanmıyorum. İşin içine kişisel
çıkarlarımız girdiğinde terazinin kefeleri oynamaya başlıyor doğal olarak. Buna
en iyi örnek tutkularımız yüzünden kaldığımız ikilemlerdir.Her insanın tutkusu
olduğu bir nesne mutlaka vardır; kimi için arabalar kimi için atlar kimi için
ise çantalar. Bu kez ayakkabıları ele alalım. Onlar hemen hemen her insan için çocukluktan
beri içimize işlemiş eski
bayramlıklardan tutun şimdinin renkli topuklularına kadar hep yanımızda olan en
yıldız parçadır. Şimdi bir arkadaşınızla, alışverişe çıktığınızı düşünün. İndirim
reyonlarından size göz kırpan gıcır gıcır ayakkabılar... Bir anda arkadaşınızla
aynı ayakkabıyı farkettiniz ve görmenizle onun denemesi bir oldu. Ne yazık ki
her ayakkabıdan yalnızca bir çift var. Dönüp
size fikrinizi sorduğunuzda ne derdiniz? Unutmayın verdiğiniz cevap ayakkabıyla
olan kaderinizi bağlıyor. Ya güzel olmuş diyerek o aşık olduğunuz güzelim ayakkabılara
elveda dersiniz sonuçta siz mükemmel arkadaşsınız; ya da arkadaşınıza ufak bir kusur
bulup ertesi gün gizlice onu alırsınız,yeni tanıştığınız bir arkadaşınız için
kendi tutkunuzdan vazgeçecek değilsiniz ya! Seçim sizin.
Subscribe to:
Posts (Atom)